‘Yaşlı Adam ve Deniz’ üzerine…

Bu hafta sizin için Ernest Hemingway’in ‘Yaşlı Adam ve Deniz’ kitabını seçtim.

‘Yaşlı Adam ve Deniz’ üzerine…
Yayınlanma: Güncelleme: 738 views

Kendi büyük balığını yakalamak amacıyla denize açılan yaşlı adamın, Santiago’nun hikayesi beni çok etkiledi. Mücadele ruhuyla ilgili pek çok soru canlandı zihnimde.

Mücadele ruhu denen şey acaba herkeste var mı? Bazılarında daha çok, bazılarında daha az mı? Öğrenilebilen, sonradan kazanılabilen bir şey mi? Doğuştan verilmiş bir hediye mi? Yoksa zor hayat koşulları mı şekillendiriyor onu? Konfor alanından çıkamayanların mücadele kasları hep zayıf mı kalıyor? Jung’un “Konfor ruhun bataklığıdır” sözüne katılmamak mümkün mü?

Kitabın ilk sayfalarında yaşlı adamla, onunla birlikte zaman zaman balığa çıkan, ona yardımcı olup arkadaşlık eden çocuğun, Manolin’in, sohbetlerine tanık oluyoruz. Çocuk nasıl da seksen yedi gün balık tutmadan geçirdiklerini ve sonra üç hafta boyunca her gün koca koca balıklar tuttuklarını hatırlatıyor ihtiyara.

Siz bir balıkçı olsanız, günlerce üst üste hiç balık tutamasanız, bu durumdan nasıl etkilenirdiniz? Yaşlı adamdaki azim, sabır ve inat var mı bizde? Koşuşturmalı dünyamızda bu melekelerimizi toptan yitirdik mi yoksa? En son ne için, ne kadar beklediniz, sabrettiniz düşünün bakalım?

Yaşlı adam küçük barakasında tek başına yaşıyor. Evde karısından hatıra birkaç eşya var. Eşinin duvarda asılı duran fotoğrafını, kendisini çok yalnız hissettirdiğinden, kaldırmış.

 

Sevdiklerimizi kaybedince onların fotoğraflarına bakmak yakar mı canımızı? Bu fotoğrafları ortadan kaldırmak iyi bir fikir olabilir mi ne dersiniz? İnsanoğluna yarar mı unutmanın gücünden faydalanmak?

Yaşlı adam Manolin’le birlikte denizden döndüklerinde, ona yiyeceğinin olduğunu söylüyor ama çocuk bunun bir uydurmaca olduğunu biliyor.

Siz de Santiago gibi yokluklarınızı gizler misiniz insanlardan? Yoksa rahatlıkla yardım isteyebilenlerden misiniz?

Santiago hayalindeki büyük balığı yakalayabilmek için diğer balıkçılardan çoook daha uzaklara açılıyor. Açık denizde geçirdiği zorlu günlerden sonra oltaya gelen balıkla olan mücadelesi tüm hikâyenin özünü oluşturuyor. Yüzeye çıktığında balığın kayıktan yarım metre daha uzun olduğunu görüyor. 650 kilodan fazla geldiğini tahmin ediyor. Bu koca kılıç balığını küçük teknesine nasıl çıkaracak, limana nasıl götürecek?

Günler süren zorlu savaşında kendi kendine, bazen de misinenin ucundaki yemi yutup, teknesini sürüklemeye başlayan o koca balıkla konuşuyor. Yakaladığı balığa acıyor. Onu sevdiğini ve saygı duyduğunu söylüyor. Keşke çocuk yanımda olsaydı diye düşünerek onun yardımına ihtiyaç duyuyor. Güçlenmek için çiğ balık yiyor. Kramp giren, nasırlı elleri misineye asılmaktan kanıyor.

“Dindar değilim,” diyor ama balığı yüzeye çıkarabilmek için dualar okuyor ve adaklar adıyor.

Siz de dara düştüğünüzde dualar okuyup, adaklar adar mısınız? Mutlu günlerinizde şükür duaları eder misiniz ?

Santiago balıkla girdiği amansız savaşta cesaretini arttırabilmek, kendini yüreklendirmek için, kazandığı bir bilek güreşini getiriyor aklına. Herkesin ona şampiyon dediği günleri hatırlıyor.

Zor günlerden geçerken hatırladığınız, size cesaret veren güzel anılarınız var mı sizin de?

Yaşlı adam uykusuz geçen saatlerin ardından kendisini uyarıyor. “Eğer uyumazsan, aklın bulanabilir” diyor. Aç ve uykusuz kalmamaya çalışıyor. Siz dikkat eder misiniz kendinize? Performansınızı etkiler mi açlık, uykusuzluk?

Balık su yüzüne çıktığında onu çok büyük olduğu için kayığa çekemiyor. Pruvaya, kıça ve ortadaki oturağa sıkı sıkı bağlıyor. Dönüş yolculuğunda saldıran köpekbalıkları onu parçalayıp yutuyor. Yaşlı denizci karaya sadece kocaman balığın iskeletini ulaştırabiliyor.

Karaya doğru yol alırken zihninde kendisiyle hesaplaşması sürüyor. Balığı yalnız hayatta kalmak ve yiyecek olarak satmak için öldürmedim diye düşünüyor. Gururdan ve balıkçı olduğum için öldürdüm. “Kendimi korumak için öldürdüm,” diyor yüksek sesle. Sonra “o kadar açılmamalıydım balık, özür dilerim.” diyor. Keşke bir rüya olsaydı da onu hiç yakalamamış olsaydım. “Üzgünüm balık. Her şey ters gitti. O kadar açılmamalıydım balık. Hem senin hem de benim iyiliğim için. Özür dilerim balık.”

Bu eseri yaşamın metaforu bir yolculuk olarak okumak mümkün elbette. Bizler de benzer duygularla, gel gitlerle, sorgulamalarla, zaman zaman pişmanlıklarla, zaman zaman da zihnimizde tekrarladığımız kahramanlık hikayelerimizle kendimizi motive ederek yol alıyoruz. Limana vardığımızda elimizde ne olduğunun bir önemi var mı? Yolculuk bize ne kattı? Mücadele edebildik mi kendimizce, kendimiz olarak kalabildik mi? Ve aynada gözlerimizin içine cesaretle bakarak cevaplayabiliyor muyuz sorduğumuz tüm soruları?

Gerçi Victor Hugo “Kimse senin dalgalarla nasıl boğuştuğuna bakmaz, gemiyi limana getirip getirmediğine bakar” demiş ama her şey bu kadar basit mi sizce? Böyle toptancı bir bakış açısıyla verilir mi bir ömrün hesabı?

Mücadele ruhunuzu capcanlı tutarak, attığınız adımlarınızı – verdiğiniz savaşları- dürüstçe sorgulayabildiğiniz, limana vardığınızda iyikilerinizin keşkelerinizden daha çok olduğu sağlıklı ve uzun bir ömür diliyorum sizlere.

Kalın sağlıcakla…

 

 

 

 

 

 

 

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.