“24 Temmuz’un ruhu, ekran karşısında değil; halkın haber alma hakkı için sahada verilen mücadelede yaşar.”
24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Gazeteci Mehmet Yaşar, son yıllarda “basın açıklaması” kavramının giderek anlamını yitirdiğini belirterek dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Yaşar, bugün ilde, ilçede ve Türkiye’nin birçok noktasında cep telefonu ya da kamera karşısına geçilerek kaydedilen videoların sosyal medya hesaplarından paylaşılmasının “basın açıklaması” olarak sunulmasını doğru bulmadığını ifade etti.
“Basın açıklaması; gazetecilerin davet edildiği, soruların sorulduğu, kamuoyunun doğrudan bilgilendirildiği bir iletişim yöntemidir.” diyen Yaşar, yalnızca sosyal medya üzerinden yapılan tek taraflı paylaşımların gazeteciliğin temel ilkeleriyle bağdaşmadığını vurguladı.
Mehmet Yaşar açıklamasında şu değerlendirmeye yer verdi:
“Bugün ne yazık ki kendisini gazeteci olarak tanımlayan bazı kişiler; ne bir açılışa gidiyor, ne bir programa katılıyor, ne sahada emek veriyor, ne soru soruyor, ne araştırıyor, ne de kamu adına sorguluyor. Buna rağmen sadece sosyal medya hesaplarında paylaşım yaparak gazetecilik yaptığını düşünüyor. Oysa gazetecilik; masa başında değil, sahada yazılır. Gazeteci gerektiğinde güneşin altında terler, yağmurda ıslanır, mikrofonunu uzatır, zor soruları sorar ve halk adına gerçeğin peşinden gider.”
24 Temmuz’un, sansürün kaldırılışının simgesi olduğuna dikkat çeken Yaşar, basın özgürlüğünün yalnızca anma mesajlarıyla değil, mesleğin ilkelerine sahip çıkılarak yaşatılabileceğini belirtti.
“Paylaşımla değil, alın teriyle yapılan gazetecilik gerçek gazeteciliktir. Gazetecilik; takipçi sayısıyla değil, sahadaki emeği, cesareti, araştırmacılığı ve kamuoyuna karşı taşıdığı sorumlulukla ölçülür. Bana göre günümüzün en büyük sansürü; gazeteciliği sahadan koparıp sosyal medya paylaşımlarına indirgeyen anlayıştır. Çünkü gerçek gazetecilikten uzaklaşanlar, farkında olmadan önce kendi mesleklerini sansürlemektedir.” ifadelerini kullandı.
Yaşar, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“24 Temmuz’un ruhu, ekran karşısında kaydedilen videolarda değil; halkın haber alma hakkı için sokakta, meydanda, afet bölgesinde, toplantıda, açılışta ve yaşamın içinde ter döken gazetecilerin emeğinde yaşamaya devam edecektir.”

