Değerli dostlar,
Dün 85 milyonun temsil edildiği TBMM de, meclis Başkan Vekili Pervin Buldanı ve Sırrı Sakık sanki bu ülkenin gerçek sahiplerini izledim gerçek anlamda ürktüm.
Abi kim bunlar.
Bu kadar fütürsuzca kimden güç alarak nasıl böyle konuşabiliyorlar.
Söylemleri,tavırları,ses tonu,yüz ifadeleri,saldırgan üslupları şahsen beni hem öfkelendirdi hemde düşündürdü.
Herkesin izlemesini tavsiye ediyorum.
Bu ülkenin bir yurttaşı,vatanını seven biri olarak çok kaygılandım.
Bazı siyasetçiler,siyasi yaşamlarını riske atarak barış ve kardeşlik için bir yola çıkmışlar.
Sesimiz çıkmasın diyoruz.
Ama bu kadarı da çok,bizleri artık yeter diyecek noktaya getirdiniz.
Böyle nereye kadar!!!!
TBMM kürsüsünden milletin vekillerine açık açık parmak sallamak,tehdit etmek nedir laaaaa.
Bakın şımarıkça ve fütursuzca neler söylüyor!!!!!!
“Başımızdan çekin gidin. Yoksa gereken her şey… Kavgaysa kavga yaparız.”
“Bak gücün yetiyorsa sokak, bak gücün yetiyorsa…”
“Biz nerelerden buralara geldiğimizi iyi biliriz.”
Yetmiyor devam ediyor!!!
“Eğer kardeşse bizim kardeşimiz, sizin orada bağınız yok”
TBMM Genel Kurulu’nu yöneten kişi koltuktan bağırıyorlar:
“Mikrofonunu kapatırım!”
“Konuşmayın, haddinizi bilin! Hadi oradan!”
“Yaparım, daha fazlasını da yaparım!”
Bu milletin bu ndevletin kürsüsünden eleştirmiyor resmen tehdit ediyor.
Ayrıca Eşbaşkanları çıkıp ikide bir”Türkiye’yi uyarıyoruz” diyebiliyor.
KCK’sı, PKK/YPG’nin Suriye’de silah kullanmasını savunuyor; TCDevletini “Kürt düşmanı” ilan edebiliyorlar.
“Halk isterse savaşırız” diyecek kadar gözleri dönmüş.
Aslında silahı bırakmadıklarını ima ediyorlar
Teröristtaşının cezaevi arkadaşı, “Süreç olmazsa Kürtler Türkiye ile beraber olamaz” diyerek iç savaş imasında bulunuyor.
Bu gün silah susmuş gibi yapılıyorlar, ancak dil hâlâ silah dili,terör dili, tehdit dili şantaj dili.
Bu dil Kürtleri silahın kalkanı yaparak kışkırtma dili.
Bu dil, asla kardeşlik dili,barış dili,bir arada yaşama dili değildir,
Bu dil çatışma dilidir.
Bunların derdi ne silah bırakmak,
ne kardeşlik,ne de demokrasi.
Rahatsız edici bir durum.
Bizler, ne silahın diline,
ne korkunun diline,
ne tehdidin diline teslim olacak bir millet değiliz.
Bizler,
devletin ülkesi ve milletiyle bir bütün olduğunu bilen,kardeşliği inkâr edenle değil,kardeşliği inşa edenle yürüyenleriz
Gücünü tehditten değil, iradeden alan bir milletiz.
Ve bu dil, susmaz.
Boyun eğmez.
Bölünmez.
“Kötü kimse, kendisine iyilik yapılınca katılaşır; iyilik edene zarar verebilir.” Ve yine”Kötüye iyilik edince, ahmağa acıyınca, onlardan gelecek kötülükten sakının.” demiştir Hz.ali.
İyiliği zaaf, hoşgörüyü teslimiyet sananlara karşı sınırsız sabır taşımız sınırsız değildir.
Bu dil barış üretmez,kin üretir öfke üretir ayrışma üretir.
Tehdidi siyaset, şantajı müzakere, silahın dilini hak arama yöntemi olarak görenlere gösterilen hoşgörü,kardeşliği değil, kaosu büyütür.
İyiliği teslimiyet sanan akla şaşarım.
Merhameti silaha çevirirseniz, adaletsiz merhameti zulme,basiretsiz iyiliği kötülüğe dönüştürmüş olursunuz.
Bunun kimseye faydası olmaz.
Bu devleti yönetenler;
Bu dile meşruiyet alanı açmak, kötüleri teşvik etmek demektir. Kötülük, kendisine açılan bu alanlarda tutunur ve güçlenir.
İyilik adına susmanın, denge adına geri durmanın, “daha kötüsü olmasın” diye kötülüğü tolere etmenin yarın bedeli ağır olur.
Bu bedel, tehdidi normalleştirir,şiddetin dil kazanmasına yol açar.
Bu yüzden amacım ne suçlama ne de eleştirme,kimseye düşmanlığım ve sövenistliğimde yok.
zafiyetin doğurduğu sonuçları doğru okuma meselesidir.
Benden söylemesi.
Alan alır almayan yan gelir
Saygılar….