AŞK DEYİNCE

Devir değişti. Yaşasın babalarının ilgisi ve sevgisiyle büyüyen, babalarına doyan kız çocukları…

Yayınlanma: Güncelleme: 17 views

Aşk deyince aklıma ilk olarak “Aşkın gözü kördür,” cümlesi geliyor. Her ne kadar klişe olsa da kimsenin “Hadi canım oradan, âşık olunca insan cin gibi olur,” diyerek karşı çıktığını duymadım. Bu körleşme halinin çok uzun sürmediğini öğrendim. “Fazla naz aşık usandırır,” sözüyle atalarımız zaten uyarmış bizleri.

Yeşilçam filmleriyle büyüyünce insan aşkı uzun uzun bakışmaktan, denize karşı ağaçlı bir alanda buluşup kovalamaca oynamaktan ibaret sanıyor. Ben de çocukken bu filmlerden ilhamla ilk görüşte aşka inanırdım. Karşıma çıkan kara kaşlı, kara gözlü, yakışıklı bir gençle derin derin bakışıp âşık olacaktım. Bu kişinin sarışın olması imkansızdı. Büyürken sarışın bir erkek görmemiştim. Yeşilçam’da da yoktu zaten.

Annem bu aşk işlerine küçük yaşta bulaşmama fena halde sinirlenmişti. İlk yazdığım şiiri ona okuttuğumda “Sen anne ya da Atatürk şiirleri yazmalısın,” diyerek içimdeki küçük şairi gömmüştü. Haklıydı kadıncağız. Benim de herhangi bir savunmam yoktu o zamanlar. Şimdi var.

Efendim, okuyup izlediklerime, uzmanlardan dinlediklerime göre küçük yaşta evlerinde anne ve babalarından yeterli ilgi ve sevgiyi alamayanlar daha bir ‘aranır’ oluyorlarmış. Bu tabir için hem kendimden hem de hemcinslerimden özür diliyorum ama durum bu. “Sevgiyi başka bir yerde aramak” diyelim kibarca.

Öncelikle “Sevgi nedir?” diye sormamız gerekiyor. Herkesin farklı bir tanımı var. Siz ne olduğunda, size nasıl davranıldığında kendinizi sevilmiş hissediyorsunuz? Ya da sevginizi ne yaparak, nasıl davranarak ifade ediyorsunuz?

Çocuklar her istedikleri alındığında, özel bir okula gönderilip bolca övüldüklerinde mi sevilmiş hisseder? Bu sevgi ve ilgi açlığı her çocukta farklı mı tezahür eder?

Demek ki burada karşılıklı ve eşleşen bir “Al gülüm, ver gülüm” dengesi kurulamadığında kişi kendini yalnız, mutsuz ve sevgiye aç hissedebiliyor.

Bu sevgi açlığı sizi o ilk aşkın haddinden fazla anlam yüklü çarpılmasına vaktinden önce hazırlayabiliyor. (Burada genetiğe bağlı olarak farklı yaşlarda coşan sevgili hormonlarımızın kulaklarını çınlatmadan geçmeyelim.) Ancak uzun uzun bakıştığınız ilk kara kaşlının huyuna suyuna, ailesine, terbiyesine şaşıp kaldığınızda, ne yapacağınızı öğrenmek için Yeşilçam filmlerine değil, Esra Erol’a başvurmanız gerekiyor.

Zira filmlerde kızla oğlan evlenince “SON” yazıyor ama hayatın bize sakladığı daha pek çok absürt komedi var.

Mesela günümüzde “Bizim kız kocaya kaçtı!” sorunsalı karşımıza “Bizim Hanım çocukları bırakıp tik toktan bulduğu herife kaçtı!” şekliyle tezahür ediyor.

İşin ilginç yanı evde çocuklarla baş başa kalan baba hiç de kızgın değil. “Gel çocuklarının başına,” diyor, başka bir şey istemiyor. Kırmızı kar yağacak.

Bizim zamanımızda babalar dışarıda gönül eğlendirir, anneler el mecbur, makus kaderlerine küs, çocuklara bakardı. Pandemide dışarı çıkma yasağı nedeniyle mecburen evine dönen babasını göstererek “Anne, bu adam kim?” diye soran karikatüre acı acı gülmüştük.

Devir değişti. Yaşasın babalarının ilgisi ve sevgisiyle büyüyen, babalarına doyan kız çocukları…

Çocuklarını bırakıp kaçan annelere de hatırlatmadan geçmeyelim; “Fazla naz aşık usandırır!”

İLK YORUMU SİZ YAZIN

Hoş Geldiniz

Üye değilmisiniz? Kayıt Ol!

Hemen Hesabını Oluştur

Zaten bir hesabın mı var? Giriş Yap!

Şifrenizi mi Unuttunuz

Kullanıcı adınızı yada e-posta adresinizi aşağıya girdikten sonra mail adresinize yeni şifreniz gönderilecektir.